Şu anda siteye giriş yapmadığın için forumlara yazı yazamazsın sadece okuyabilirsin. Siteye giriş yapmak için kayıtlı olman lazım, kayıt olmak için de buraya gitmen lazım :)
|
Epic Lvl RP (Adminler İçindir)
|
|
|
Admin arkadaşlar lvl 20 karakterlerinizi 85+5: 90 ability puan dağıtarak yaratın.
Öz geçmişler güzel olsun...
Bu arada ben başlayacam rp ye...
(1 kere degistirilmis. En son degistirme: 18-10-2005 03:14)
|
|
18-10-2005 03:14
|
bu konu altinda mesaj atmak icin kayit veya login(yandan) olman lazim.
|
|
|
İsim: Hajime Saito
Irk: İnsan
Class: Keşiş
Yönelim: Kuralcı-Notr
Level:20
Genel Görünüm:-Upuzun beline kadar siyah saçlı.Saçlar açık ve serbest.Kırmızı gözlü.Beyaz bir ten.Çokta kalın olmayan ve gücünü kesinlikle belli etmeyen ince,sıkı ve kaslı ama kesinlikle sıska veya zayıf olmayan bir vücudu var.Altında beyaz esnek pamuktan bolca bir pantolon var.Üstünde ise sadece değişik rünler ve dövmeler.Ama yinede yanında taşıdığı siyah cübbesini gerekli gördüğü zaman üzerine giyiyor.
------------------------------------------------
Özgeçmiş:Daha çok küçükken anne ve babası koleradan öldükten sonra bir köle tüccarına satılmıştır Shinta.Yaşı bu sırada sadece 7dir.Bir gün yine köle kervanıyla ilerlemekteyken haydutlar tarafından saldırıya uğrarlar.Tüm kervan öldürülür.Sadece daha o gün tanıştığı kervandaki genç bir kız olan Sakura ve o kalmıştır.Yumruklarını sıkar Shinta ve haydutların üzerine atlamaya yeltenir.Fakat Sakura tarafından kenara çekilir.Ve sakura onun üzerine yatarki o sırada haydutlara yem olmasın.Ve Sakura Shinta'nın hayatı boyunca unutamayacağı sözleri söyler:
"Sen daha küçüksün Shinta .Bizim gibi hayatını seçme şansın olmadı.Neolur kaç buradan ve kurtul.Yaşa Shinta…" ve kızda ayağa kaldırılıp öldürülür.Artık sıra çocuğa gelmiştir ki oradan geçmekte olan gezici bir keşiş olaya müdahale eder.20 saniye içinde oradaki 12 haydutuda harcar.
"Bu gün şanslıydın çocuk." der Keşiş."Geldiğim zamanda kurtulmayı başardın.Hayatta kaldığın gerçeğiyle avun.İntikamın alındı.u adamlara duyacağın nefret kimseyi geri getirmeyecek" ve oradan ayrılır.
Ertesi gün keşiş çok adamın aynı mekanda öldüğünü ve cesetlerin gömülmesi gerektiğini düşünür.Ve oraya geri döner.
Ama manzara karşısında şaşırır kalır çünkü çoktan tüm mezarlar çoktan kazılmış ve hazırlanmıştır.Hepsinin başına birer tahta haç dikilmiş ama bir tanesinde bir taş konmuştur.
Keşiş çocuğun yanına gider:
"Demek onları gömmüşsün.Peki buradakine niye bir taş koydun"
"Onların hepsi öldü…aslında hepsi şu an aynılar…hepsi birer cesetler.Ama buraya gömdüğüm kişi Sakuraydı.Onunla daha dün tanıştım.Burada ailem yok zaten.Daha yeni satıldım köle tacirlerine." Dedi ve devam etti."Kervanda sadece iki tane erkek vardı ve onlarda hemen öldürüldüler.Kervanda tek erkek ben kalmıştım.Ama onları koruyamadım.Oysa bu benim görevimdi."
Keşiş bu sözleri duyunca etkilendi ve:
"Çok nazik ve önemli bir şeyi korumakta başarısız oldun çocuk.Ama sana öğreteceğim.Nasıl daha güçlü olacağını ve mükemmeliyete ulaşacağını öğreteceğim.İsmin ne senin?"
"Shinta...."
"Erdemli bir savaşçı için çok nazik bir isim.Bunan sonra adın Saito olacak.Hajime Saito.Benim adımda Himura Kenshin.Bundan sonra ustan ve hocan olacağım"
Ve keşiş çocuğu yanına aldı.Onu yaşadığı küçük kulübeye götürdü ve eğitmeye başladı.
Böylece Saito bir manastırda eğitim almamış nadir keşişlerden oldu.
Kenshin onu hiçbir manastırın bilmediği özel tekniklerle eğitti ve çocuktaki inanılmaz başarıyı gözledi.Çocuktaki bilgelik,kıvraklık güç ve dayanıklılık inanılmazdı.Ama yeterince akıllı olmadığını hatta neredeyse saf olduğunu düşündü Kenshin hep.Hatta ona her zaman kendi içinden "Aptal öğrencim" derdi.
Ve Saito iyice büyüdüğü zaman hocasıyla tartışmaya başladı.Ona göre artık buraları terk etmeliler ,dünyayı tamamen gezmeliydiler.dünyadaki düzeni sağlamalı ve zayıfı korumalıydılar.
Ama hocası böyle düşünmüyordu.Sonuçta erdemli bir keşişte olsa ikisde birer savaşçıydı ve yöneltilmek istenilebilirlerdi.Düzen sağlamak için eski düzenin yıkılması gerekirdi her zaman.Ve buda erdemsizce geliyordu Kenshine.Ama Saitoyu ikna etmek mümkün değildi ve sonunda Kenshin ona yanından ayrılmasını söyledi.
"Peki efendim" dedi Saito "Her şey için çok teşekkür ederim." Dedi ve eşyalarnı toplayıp oradan ayrıldı.
Kenshin ise ona arkasını döndü ve "Aptal,saf öğrencim.Sana kimsenin bilmediği ve bilmemeside gereken tekniklerle eğittim ve daha bu yaşında seni bu güce ve erdeme ulaştırdım.Sen ise aptallığı seçtin." diyerek kendince bütün olayı özetledi.
Ve Saito oradan ayrıldı ve dünyayı gezmeye koyuldu.
SAITO NASIL 20 LEVELE GELDİ:Sıra dışı ve aşırı etkili eğitimi sayesinde hocasının yanından ayrılırken zaten 14 leveldi Saito.Ve daha sadece 19 yaşındaydı.
Daha sonra dünyayı bolca gezdi ve düzeni sağlamak amacıyla pek çok olaya karıştı.Bu olaylar ve kendi öğrenme kapasitesi sonucunda 20 level'e varabildi.
Şu anda 25 yaşında ve dünyada yeni olaylar tecrübe edinmek üzere serbestçe gezmekte.
(2 kere degistirilmis. En son degistirme: 18-10-2005 12:54)
|
|
18-10-2005 04:08
|
bu konu altinda mesaj atmak icin kayit veya login(yandan) olman lazim.
|
|
|
İsim:Maximo
Sınıf:6 fighter 7 assassin 7 weapon master
Alingment:L.E
Özgeçmiş
Elimde eğri bir tahtayla dövüştüğüm günler ne kadarda eskide kaldı. Masum bir çocukken nasıl böyle birisine dönüştüm diye kaç kez yargıladım kendimi ama cevabı yoktu olsaydı belki bir asker bir demirci olucaktım. Ama aşağıya baktığımda yerimde olmak isteyen yüzlerce kişi var, yukarıdaysa yerinde olmak isteyeceğim kimse yok.
Sokaklara nasıl düştüm anlaması zor hala benim için, babam nereye gitti annem neden öldü. Hepsi ölüpte kimsesiz kaldığım günleri düşünüyorumda hatırlamak bile acı veriyor, aslında ben o günlerin intikamı üzerine bugündeyim, buyum...
Sonra ne olduda bu kadar zayıf ama bir okadarda güçlü olmam birinin dikkatini çekti. Komutan "Gil Braad" beni bi sokak kavgasında birisini tanıdığı birisini döverken bulmuş dövmüştü ama kendi suratıda yara bere içinde kalmıştı. Ben yerde yatarken bi tütün sarıp içmiş beni tekmeleyerek konuşmaya başlamıştı.
"Nesin lan sen piç baban yok dimi" ayağa kalkamıyordum bunlar affedebileceğim sözler değildi. Bir tekme benim kan kusmama sebep olurken o sesini daha yükseltiyor bir sürü küfür ediyor, kendini tanıtıyordu bununla beni korkutmaya çalışıyordu. Tepkisizliğim yüzünü göremesemde onu şaşırtıyordu, ayaklarından bi tanesini yere bir süre vurdu sanki bir ritimi tekrarlarmış gibi sabırsızdı, benimde sabırsız olduğumu öğrenecekti bir süre sonra garip şekilde gür sesiyle bana söylemediğini tarzından ve şiddetinden anladığım bişeyler söyledi sonra düzenli ayak sesleri sonrada iniltiler duydum. Dövdüğüm beter haldeki çocuğu gördüm "ölmeyecek" dedi çocuğu taşıyanlardan birisi, kafamı kaldırmıştım bi elimle yere dayanırken bi elimlede kırık burnumu tutuyodum.
İki askerde bi komutla beni karga tulumba sırtlandılar. Etrafımı görebildiğim kadarıyla bi kaç arkadaşım beni takip ediyodu bizim çetenin mensuplarıydı bunlar. Bi daha onları gördüğümde beni pek iyi karşılamamışlardı.
Bi odada yanlızdım ayağa kalktım burnumda garip pansumanlar ve burnumun içinde nefes almamı engelleyen bazı destekler vardı. Kapıya yöneldi açtığımda iki yanda bulunan askerlerden biri ani bir refleksle üzerime atıldı, öyle bir sıktı ki ettiğim küfürleri ömrü boyunca unutamaz.
Komutan geldiğindeyse "kaçmaya çalıştı" demişti. Kendimi savunmadım bu herif kim oluyoduda kendi davasında sorgulayıcı rolüne geçebiliyordu. Aslında kaçmaya çalıştığımı düşünmesi daha iyidi. Gümüş bir aynada kendime baktığımda suratım darmadağındı, sinirimle sabrım çarpışıyordu kimin galip geleceğiyse bir muammaydı...
Burdan sonra herşey daha garip gelişti. Bi kaç özel öğretmen tarafından günlerce eğitim adı altında dayak yemeye başladım dört kez daha burnum kırıldı. Ne zamanki elime gerçek bir kılıç verdiler bi kaç ay sonra o zaman kendime sordum bi asker mi olacağım? Cevabı "hayır"dı...
Uzun minik elime göre silahlarla bu silahları müthiş kullanan askerler tarafından eğitildim. Sessizliğimi başarısız eğitimlerin ardından attıkları tokatlara rağmen korudum. Hissediyodum hızlı gelişimim nefret dolu bakışlarım ve aslında etrafa çığlıklar atan sessizliğimden korkuyorlardı. Kaç yıl aynı oda sadece ayda bir dışarı delirmeyeyim diye çıkattıkları bir hayat yaşadım emin değilim ama çıktığımda artık bıyıklarım terlemiş ve sesim kalınlaşmıştı. Adımı bilmiyolardı aslında Rick Kayne o kadar tahmin edilmesi zor bi isim değildi. Eğitim sırasında bana seslenirkende zaten pek lazım olmuyordu orada ismim gerizekalı salak ve piç arasında gidip geliyordu.
Çıkmıştım ama sadece avluya çıkış izni verilmişti. Alıştırmalarda artık dövüşleri kaybetmemem üzerine bitmişti alıştırmalar sırasında altı askerin bize eşlik etmesi onlardan birini öldürmemi engellemişti. Sürekli beni gözetleyenleri görüyodum her zaman bi düzine adam beni izliyor ve herşey normalmiş gibi hareket ediyorlardı bazen selam bile veriyolardı. Bi kaç haftam bu şekilde eğitimleri seyrederek geçiyodu benim aldıklarımın yanında ne kadarda basit ve yüzeysel bir eğitimdi onların ki...
Neden sonra beni tekrar odama koydular. Öbür günse neredeyse bir manga tarafından korunan koridorlardan bir odaya götürüldüm. Odada komtan Gil Braad vardı ve ayaktaydı.Etrafıma baktığımda bir masaya doluşmuş komutanlar diplomatlar ve gördüm. Aptal aptal diyebileceğim bakışlarla bakınırken. Komutan Braad Maximo diye bağırdı. Kapıya baktım, kimse yoktu. O bendim! herkes mırıldanmaya başlamıştı sanki beklediklerini bulamamışlar gibi...
Derhal çıkmak istiyordum buradan. Ama masadakiler benim duyamacağım şiddette konuşuyorlar bişeye karar vermeye çalışıyolardı. Sonra en başta oturan bana baktı üzeri şiltler ve rütbe pırpırlarıyla doluydu. Tek tartışmayan oydu. Sonra bana bakmaya devam ederek seslice gir sesiyle bağırdı. "Deneyceğiz" diye bağırdı.
Duymamış gibi bakmaya devam ettim beni öldürmek istermiş gibi bakan gözlerine, eğer gözlerini kaçıran ben olursam yenilmiş olacaktım. Bakmaya devam ettim. Sonunda sıkıldığımda tek bir çözüm düşünebilmiştim...
"Ben Maximo cesareti olan karşıma gelsin"...
Herkesin komutana itiraz dolu bakan gözleri bana dönmüştü. Ne demektiki, bu anlamaya çalışıyolardı. Komutan gülerek ayağa kalktı o an ölümden korktum o an başlangıcım bitişim aynı andır diye lanet ettim kendime...
"Deneyeceğiz" dedi suratı aniden ciddileşerek...
Ve işte yirmi senedir buradayım bir katil olarak kadar ama yaşadıklarım, birkaç bin yıllık hikaye sanki...
(1 kere degistirilmis. En son degistirme: 19-10-2005 03:26)
|
|
19-10-2005 03:03
|
bu konu altinda mesaj atmak icin kayit veya login(yandan) olman lazim.
|
|
|
zuhahaa yunus sende unutmuşun la...
Yaş:42
Statlar
Str:20----+5(+6 belt)
Dex:20----+5 (+6 dex Eldiven)
Cons:16---+3
İnt:14----+2
Wis:10----0
Car:12----+1 (+4 car Kolye)
Sylvan scimitar
Compozite long bow +4 ( güç ayarından 4 hasar ekler)
Şuan aklıma gelenler eklerim soora...
Bu arada iki major item alabilirsiniz 4 tane medium istediğiniz kadar (abartmayın)
|
|
19-10-2005 03:25
|
bu konu altinda mesaj atmak icin kayit veya login(yandan) olman lazim.
|
|
|
Ahahahaha evet
Statler:
STR:22 (+6 belt)
DEX:18
CON:16
INT:12
WIS:28 (+6 belt)
CHA:12 (+4 Earring)
Itemler:
Ra's Sight: Başa bağlanan ucunda büyükçe siyah bir taş olan bir banttır.Zamanında Ra'nın en büyük rahipleri tarafından kullanıldığı söylenir. +6 wisdom ve sınırsız Identify verir.
Abyssal Gloves: (her ne kadar çok nadir olsada) Devillerın(Lawful Evil) arasından çıkan keşişler için yapılmış özel eldivenlerdir.Her ele uyum sağlarlar.Üzerlerindeki kırmızı pentagramlar dışında hiçbir sivri bölüm yada başka bir şey bulunmamaktadır bu beyaz eldivenlerin.Ama yıkıcı özellikleri vadır. (+5 Atttack +5 Damage. Chaotic yaratıklara extra damage ve attack (+2). Extra fire damage(+2) )
Belt of Strength(+6): Kullanıcıya extra güç verilsin diye yapılmış özel bir kemerdir.
Earring of Charisma: Kullanıcıyı güzel göstermekten öte onunla iletişim kuranlara kullanan hakkında sempati duyulmasını büyüsel bir yolla sağlayan güzel görünümlü tekli bir küpedir.
Boots of haste: bu büyülü botlar kullanana yürürken ve koşarken normalin üzerinde bir hıza ulaşmasını sağlar.
Ring of Deflection(+6): Bu büyülü yüzük kullanan kişiye gelen darbeleri savuşturmak adına üstün bir yetenek verir.
Ring of War Mastery: Dünya üzerinde az bulunan ve sadece çok yüksek rütbeli savaşçıların ellerinde bulunabilecek bu yüzük kullanan kişiye savaş sırasında inanılmaz bir darbe hızı ve iyi bir kaçınma yeteneği sağlar.
(Round başına 1 extra attack. +2 AC bonus)
Amulet of Diamond skin: Bu kolye kullanan kişinin derisinde inanılmaz bir sağlamlık sağlar(+6 AC)
---Hayal gücümü kullandım bir kaç eşya ürettim.Eğer bir eşyanın çok "aşırı" olduğunu düşünüyorsanız söyleyin.Ama lütfen tahammül edilecek şeylere tahammül edin ve sizde kendinizinkini yükselterek dengeyi sağlayın dostlar.Sonunda bunlar benim el emeğim göz nurum itemlar yani lütfen ---
(5 kere degistirilmis. En son degistirme: 26-10-2005 12:57)
|
|
19-10-2005 15:55
|
bu konu altinda mesaj atmak icin kayit veya login(yandan) olman lazim.
|
|
|
<Iceva yazisindan alinti>
zuhahaa yunus sende unutmuşun la...
Yaş:42
Statlar
Str:20----+5(+6 belt)
Dex:20----+5 (+6 dex Eldiven)
Cons:16---+3
İnt:14----+2
Wis:10----0
Car:12----+1 (+4 car Kolye)
Sylvan scimitar
Compozite long bow +4 ( güç ayarından 4 hasar ekler)
Şuan aklıma gelenler eklerim soora...
Bu arada iki major item alabilirsiniz 4 tane medium istediğiniz kadar (abartmayın)
Yalnız Fatih ben toplam statımızın(levelle alınanlar dahil) 90 olacağını sanıyordum sen alçak gönüllülük edip 80 almışsın 10 puanın daha var
|
|
19-10-2005 16:16
|
bu konu altinda mesaj atmak icin kayit veya login(yandan) olman lazim.
|
|
|
<Necroyunus yazisindan alinti>
Yalnız Fatih ben toplam statımızın(levelle alınanlar dahil) 90 olacağını sanıyordum sen alçak gönüllülük edip 80 almışsın 10 puanın daha var 
prdn 92 olmus car 10 olsun bari...,
ben magical ayarları eklmeden base i yazdım...
(2 kere degistirilmis. En son degistirme: 19-10-2005 20:32)
|
|
19-10-2005 20:28
|
bu konu altinda mesaj atmak icin kayit veya login(yandan) olman lazim.
|
|
|
Handa oturuyorum öylesine bir gün öylesine insanlar. Bitirmiş olduğum görevime dair en ufak bir rahatlama belirtisi yok, sürekli gerginim sürekli kıçıma kazıklar batarmışçasına somurtkan bir suratla etrafıma bakınıyorum bana bi kere bakmaya cesarret edenler bi ikincisini olmaması için arkalarını dönüyorlar. Söylenen lirik insan şarkılarından bi tanesi ortamı yumuşatmıyor aksine sanki dahada geriyor. Birisi seslice boğazını temizliyor bütün herkes gerilmiş suratlarla ona dönüyor şarkıyı söyleyen kadın bile bi an susuyor. Gülüyorum seslice bakışlar tereddütlede olsa bana dönüyor bakabildiğim kadar çok kişiye kafamı çevirerek bakıyorum, neden bilmiyorum ama hepsini öldürmek istiyorum.
Sonra birisi giriyor içeri direk olarak bana bakıyor, evet bu o Karven Munlor teslimatı alacak olan kişi siyah cübbesi üzerinde Nerull simgesiyle gezmekten, gezebilmekten nasılda
gurur duyuyor, bakışları en az benimkiler kadar soğuk benimkiler kadar ölümü hatırlatıyor insanlara simsiyah saçları ve sırtında gezdirmekten çok hoşlandığı tırpanıyla gerçekten korkutucu bir adam arkasında gelen ve adeta ona tapan adamlarına kapıyı tutun diyor sakin ama bir o kadarda gür olan ses tonuyla sonra bana bakıyor. Bana da ölümcül bir saygı besliyor mesleği öldürmek olan bir adama ölüme tapan bir adam olarak bakıyor bana ölüm azalıyor sanki kardeşlik var bana karşı o gözlerde elini uzatıyor, bi süre sonra lütfedip sıkıyorum belkide buz gibi olan kanlarımız ilk kez birbirimize bakınca azda olsa ılıklaşıyor. Sonrası resmiyet gene...
-Burda mı?
-Evet
Masanın altında bir çuval çıkartıyorum alıyor sonra beklemediğim bir şekilde masanın üzerine koyuyor kenasrında damlayan kanlar pek dikkat çekmesede kaldırdıktan sonra farkedilecek.Yüzüne bakıyorum bunun sebebi dikkatsizlik değil.Hiç birşey yokmuş gibi bana McKanor dan getirdiği elmasları veriyor. Değerli taşları seviyorum bana benziyorlar kendilerinden beklenmiyecek şeylere muktedirler ve gücümden yana tevazu gösteremem yada yeteneğimden...
Sonra etrafına bakınıyor anlıyorum ayağa kalkıyorum bakışlar kapıdaki nöbetçilerden bize özelliklede ban dönüyor, çuvalın ağzını yavaşça açıyor morarmış dudakları bembeyaz teniyle çoğu kişinin tanıdığı şehirin baş kumandanı
Albay Milesmorrow'un kafası çıkıyor, herkes yarı hayret içinde şarkısına zorlukla devam eden kadın tiz bir çığlık atıyor. Kimse kaçmayı düşünemiyor ilk hamlem kimsenin görmediği arkamdaki moruğa oluyor, öksürüp duruyordu. Sonra Munlor'da bana katılıyor.İçeride bulunan sekiz kişiyide farklı yerlerinde keserek öldürüyoruz bayılmış olan şarkıcıyı da bi hamleyle öldürüyorum suratıma kan sıçrıyor. Sinirlerime hakim olmalıyım olamıyorum. Kadını paramparça ediyorum, göğüslerini kopartıyorum beyni ortaya çıkıyor çırılçıplak yerde yatıyor. Nerull ve rahiplerinin böyle bir ayine hayır demeleri iökansız hatta kapının önündekiler yanıma geliyorlar. Bir tanesi fazla yaklaşıyor tam son hamlemi ona yapacağım Munlor etutup geriye çekiyor yoksa hepsi ölür bunu iyi biliyor...
Üzerim kan içinde bazen kendimden nefret ediyorum adamlardan bi tanesi gelip üzerimi temizlemeye başlıyor.
-Sana hayranım bunu ben yapamam Munlor gerçektende hayran gözlerle bakıyor.
-"Ben yaparım" gözlerine nefretle bakıyorum"bazen düşünüyorumda bu yaptıklarım sadece intikam almak amaçlı galiba, sana bir kadını paramparça etmeyi öğretemem ama vaktim olduğunda kin duymayı öğretebilirim hemde hiç tanımadıklarına bile sadece suratına ölürken kan sıçrattıkları ve hastalıktan öksürdükleri için..."
Yüzümü tuvalete gidip kovadaki suyla yıkıyorum, içeri geldiğimde yoklar sanırım onu küçümsediğimi sandı. Önemi yok onuda öldürmek için bi kaç yüz neden sayabilirim.
Kanlar içindeki handan çıkıyorum.Kendimden bile nefret ederek
-"Gene mi yağmur kahretsin" alnımdaki son kan damlası yağmura karışırken, gene aynı şeyi düşünüyorum iyi tanrılar ölenler için ağlıyorlar ve onları öldüremeyeceğim kadar uzakta oldukları için tanrılardan ve yanlarına gidemediğim için kendimden nefret ediyorum. Başka bir han bulmalıyım...
(1 kere degistirilmis. En son degistirme: 20-10-2005 03:21)
|
|
20-10-2005 03:20
|
bu konu altinda mesaj atmak icin kayit veya login(yandan) olman lazim.
|
|
|
Fargahlin adlı elf-insan şehrinden çıkarken cüppesini sırtına bir pelerin gibi bağladı Saito ve iyice gerindi.
Ve kendi gelmeden önceki ve geldikten sonraki halini düşündü şehrin.
Kendisini bu şehrin kuralcı kralı kiralamıştı şehri kendilerince özgürleştirmeye ama aslında kuralları ortadan kaldırmaya çalışan bir grup örgütlenmiş elfi yoketmişti.Yanına adam istememişti zaten bu işi sessizce yaparsa kendi kendinede halledebilirdi.Ama kral yanına hükümet askerleri almasını istemiş böylece kendi imajını korumak istemişti.
Öyle de yaptı Saito ve tüm örgütü dağıttı.Daha önce anarşi içinde olan şehre disiplin ve en önemlisi huzur gelmişti.
Kral kendisine 20000 altın verdi.Tabiiki Saito bunu reddetti.Bu zaten onun yapması gereken bir şeydi.Niye ödüllendirilecekti ki? Hemde altınla...Sadece altın.hiç bir değeri olmayan saçma sapan metal parçaları.
Saito kendi eline uzatılan altınları almıştı ve şöyle demişti:
"bunun benim için değerini görmek istermisiniz sayın Kral" ve hepsini bir camdan dışarı fırlatmıştı.
10 saniye sonra gelen sevinç çığlıkları karşısında yüzü buruşmuştu Saito'nun ve başka bir kelime daha konuşmadan oradan ayrıldı.
Artık şehirde yapabileceği başka bir şey yoktu.En yakındaki şehir olan Therion'a doğru yola çıktı.Belki orada kendini şu anki erdeminin ötesine geçirecek bir şey bulabilirdi.
normal bir insanın yürüyerek 5 günde alacağı yolu kendisi bütün gün koşarak ve dinlenmeyerek 1 günde aldı.
Şehre kapıdan girdi ve şehirdeki manastıra girdi.
Kendini tanıttıktan ve vaaz şeklinde bir konuşmadan sonra -ki buranın hocası bile onun bilgeliği karşısında şaşırmış ve onu bir öğrenci edasıyla dinlemişti- orada o gün meditasyon yaptı.
Öğlen vaktinde tekrar hazırdı Saito.Şehir hakkında bilgi almak için dışarıya çıktı.
İnsanları kolayca tanıyan Saito kendisine dışarıdan bilgi almak için bir hırsız olduğundan -ama yetenekli bir hırsız- emin olduğu bir adamı gözüne kestirdi.
Adamı süzünce kesinlikle kendisiyle istekli olarak gelmeyeceğinden emindi Saito.Yanına sakince gitti hırsızın.
Adam daha "ne bakı-" derken Saito rahatça ve hiç kasmadan-hatta yerinden hiç kıpırdamadan- elinin kenarıyla adamın boynuna bir darbe vurdu ve bayılttı.Düşerken onu havada yakaladı ve omzuna aldı.
Daha sonra onu sessiz bir köşeye çekti.
"Evet yeteneklisin ve tecrübelisin.bunu gözlerinden okuyabiliyorum.Ayrıca tahminimce bir hırsızsın.Şimdi bana bilgi vereceksin şehir hakkında.Ama tüm bildiklerini.Ve bende senin prazit yaşamına devam etmene izin vereceğim"
Adam önce direndiysede Saito onu kolayca ikna etti.(Sonunda adamın suratının şeklinin değişmesine neden olan bir iknaydı bu)
Daha sonra adam ona bir kaç önemsiz şeyden bahsettikten sonra kendisi için önemli olabilecek bir bilgi verdi.
Şehirde yeni bir lonca oluşuyordu -ki bu adamda bu loncanın üyesiydi- fakat yeterli mühimmatları tam sağlayamamışlardı.Tabiki bu onlar için bir eksi sayılmazdı çünkü o kadar yetenekli hırsızlardan oluşuyordu ve öyle iyi bir alt yapı oluşturmuşlardı ki artık bu şehirdeki hırsızlığı kontrol altına alabilecek örgütleyebilecekti.
Diğer şehirlerde bu olay zaten böyleydi ama bu şehirde hırsızlık o kadar güçlü değildi.Ama bu lonca sağlamlaşınca artık devlete bile kendilerini kabul ettirebileceklerdi.
Biraz düşündü Saito.
"Böyle güzel içinde parazit olmayan bir yönetimin olması çok güzel.Ama bunun bu şekilde bozulmasına izin veremem.Loncan bugün yıkılıyor delikanlı -ki bunu dediği adamdan kesinlikle 6 yaş daha küçüktü ve en az 10 yaş daha küçük gözüküyordu-"
Daha sonra devam etti
"Sana parazit bir yaşam sürmene izin vereceğimi söyledim.Ama bu şekilde onursuz bir parazitliktense seni sakatlayacak ve bir evin önüne bırakacağım.Böylece hırsızlık yapmadan onurunla ama parazit olarak yaşayacaksın.Bu hem şehir hem senin için daha iyi"
Bunu söyleyince adam ağlamaya ve yalvarmaya başladı ama bu nafileydi.
Saito kolayca adamı yakaladı ve bacaklarından birini bir daha kesinlikle iyileşemiyecek bir halde -tabi doğal yollarla- kırdı.
Daha sonra onu tekrar omuzladı ve şehirde bir kenara kimseye gözükmeden bıraktı.
Daha sonra yeni ve güçlenmekte olan loncanın ana binasına gitti.
Kapıyı inceledi.Bir tuzak yoktu -yada görememişti- ve kapıyı bir tekmeyle kırdı.
Bunu yapınca üzerine doğru üç tane sihirli misil geldi ama daha ona değemeden 30 santim ötesinde misiller yokoldular.Saitonun büyüye olan karşılama gücünü geçememişti bu misiller.
İçerideki herkes şaşıp kaldı.Ve herkes ellerine crossbowlarını aldılar.
Bina tek katlıydı ve daha tam inşa olamamıştı.onun için gizli yollar tüneller veya depolar yoktu.Herkes dımdızlak ortadaydı.
Herkes ne yapacağını şaşırmıştı.
ve Saito konuştu:
"Bu lonca bugün kapanıyor.Asalaklar belirli boylarda yaratılmışlardır.Eğer o asalaklar gereğinden fazla büyürlerse canavar olurlar.Ve insanlar canavarları sevmez.
Siz büyümekte olan asalaklarsınız ve ben sizi larva dönemindeyken yok edeceğim"
Tüm hırsızlar konuşma süresince Saitoya dik dik baktılar ve belliki bir şey anlamadılar.Ama anladıkları bir şey vardı
"Yok edeceğim"
Böylece hepsi crossbowlarıyla ateşe başladılar.Ki ortada 19 tane vardı.
Saito ilk gelen iki oku savuşturdu ama diğerlerini savuşturmaya kalkmadı.Her ne kadar hızlı olsada sonuçta üzerine yağan 19 tane ok vardı.
Saito saldırıya kalkmadı.Sadece sağa ve sola çok uğraşmadan bazı kaçınma haraketleri yaptı.
Üzerine herkes neredeyse 3-4 atış yapmış olmasına rağmen bunlardan sadece 8 tanesi hedefini buldu.Ama şu anda hırsızların hepsini neredeyse altına kaçırtacak olan bu değildi.Onları korkutan olay bu okların hepsinin vücuduna çarpıp düşmüş olmasıydı.-Saitonun vücuduna 2 milim girerek takılmış ve daha sonra *pıt* diye yere düşmüş ve hiç hasar verememiş okun dışında-
Bu olamazdı.Adamın vücudu okları kabul etmemişti.
Saito gülümsedi ve saldırıya başladı.2 dakika sonra tüm hırsızlar yerde yatıyordu.Kendisine vurabilen nadir bir-iki hırsız çıkmıştı.
Ama bir tanesinin kılıcı çok kalitesizdi ve Saitoya vurunca kırılmıştı.Diğeride ona kılıcı sokmaya çalışmıştı ama yeterince sokamadığı için kılıca tepki kuvveti uygulamış olan Saitonun vücudu adamın kılıcı elinden düşürmesine neden olmuştu.
Her yer temizdi. "İlaçlama yapıldı" dedi Saito ve gülümsedi ve sonrada ekledi:
"Aku....soko...zan"
Daha sonra arkasında sessizce hareket etmeye çalışan birini farketti ama dönmek için uğraşmadı bile.Zira seslerden bu adamın bir acemi olduğu ve çok bir iş yapamayacağı ortadaydı.
Adam elindeki hançeri Saitonun sırtına sokmaya çalıştı.Ama o zaten darbeden haberdardı veyeterince etkili bir vuruş olmadı.Hatta onun vücuduna giremedi bile! Ki hırsız tüm gücüyle saplamıştı!
"Lanet olsun!" diye bağırdı hırsız "LANET OLSUN NESİN SEN! ŞU AN SAKATLANMIŞ HATTA ÖLMÜŞ OLMAN GEREKİYORDU!" diyerek ağlamaya başladı genç hırsız.
Daha sonra yalvarmaya başladı:
"Ne olur beni öldürmeyin beni affedin noolur buradan gideceğim lütfen lütfen" ve yaşlar artık iyice artmaya başladı.
Saito çocuğa baktı.Daha gençti belki 14 yaşındaydı hırsız.Bıyıkları bile daha tüy tüydü.Dikkatli bakmayınca gözükmüyordu.
Ama düşündü.Zaten sefil bir hayatı seçtiğine göre gidecek bir yeri olmayan bir zavallıydı.Ve yine hırsızlık yapacaktı.
Dahada kötüsü daha bu yaştayken loncaya girdiğine göre yetenekli olmalıydı.Ve ileride daha çok yeteneklenecek daha tehlikeli olacaktı.
"Çocuk olup olmamasının bir önemi yok" diye düşündü Saito."Suç işledi ve hala tehlikeli.Daha küçükken yokedilmeli"
Daha sonra çocuğun boynunu tuttu ve "umarım gidecek bir tanrın vardır" ve hızlıca acı çektirmeden boynundaki şah damarına vurdu.
Önce damar felç oldu.Çocuğun beynine kan gidişi durdu.Ve çocuk hiç acı çekmeden sanki bir uykuya dalar gibi yere düştü.
Saitonun işi bitmişti.Lonca binasından ayrıldı ve nefret ettiği içkiler dışında kendi getirdiği otlardan demleyebileceği sıcak içme suyu olabilecek bir hana doğru yola çıktı.Hem belki oradan şehir hakkında daha çok bilgi alabilirdi.
Böylece ilk gördüğü hana -temiz bir yer gibi gözüken bir hana, Cilveli Keçi Han'ına- cüppesini tam olarak giyerek girdi.Ve bir masaya oturdu.
(1 kere degistirilmis. En son degistirme: 20-10-2005 04:25)
|
|
20-10-2005 04:18
|
bu konu altinda mesaj atmak icin kayit veya login(yandan) olman lazim.
|
|
|
Handa rahatça oturdu Saito.Gerçektende beklediği gibi temiz ve asil insanların bolca bulunduğu bir handı.
Bir kase sıcak su istedi ve gelen sıcak suya yanında getirdiği otlardan döktü.Demlendikten sonra kaseden demlediği içeceği içmeye başladı.
O sırada kapı sertçe açıldı.İçeri 16-17 yaşlarında bir genç girdi.Etrafa iyice bakındı.Gözleri birini arıyor gibiydi.Saito'yu gördü sonra çocuğun gözleri ve faltaşı gibi açıldı.Sonra koşarak kapıdan uzaklaştı giderken Saito "İŞTE! İŞTE!ORADA!" laflarını rahatça seçebildi.
Belliki asalakların hepsi ölmemişti daha.Ve kalan kısmından -ki bunların kendisine bayağı güveniyor olması gerekirdi bu akdar rahatça saitoyu arayacak cesareti bulduklarına göre- bazıları ondan intikam almaya (ki saito böyle bir şeyle uğraşmak istyeceklerini dşünmüyordu.Daha çok kendilerine daha fazla tehlike olmasın diye gelmişlerdi saito'ya göre) gelmişlerdi.
Saito etrafa bir bakındı.Bu hanı beğenmişti.Etrafta asil insanlar ve otlarını demleyebileceği sıcak suyu vardı.Han'ın da ayrıca ferahlatıcı bir havası vardı.Saito buraya han demek bile istemiyordu.
O bir keşişti ve bir handa asla işi olmazdı.ama burası nedense onun hoşuna gitmişti.Gerekmedikçe buranın zarar görmesini istemiyordu.
Ayağa kalktı saito ve masaya 5 altın bıraktı (altı üstü bir kase ve sıcak su için) ve elinde kaseyle dışarı çıktı.
Dışarıda kapı önüne doluşmuş ve gizli ve ani bir atak yapmayı planlayan 5 tane crossbowlu adam vardı.Hepsi "hadi!" "evet!" "ateşe başlıyomuyuz!" diye heyecan ve sadece ok atacak olmalarına rağmen korkarak konuşuyorlar ve destek arıyorlardı birbirlerinden.
Daha sonra hepsi kapıdan çıkan surete bakakaldılar.Saito tam yanlarında; diplerindeydi ve elinde bir kaseyle gözlerini faltaşı gibi açmış ve zevkle güler bir şekilde onlara bakıyordu.
Crossbowlu adamlar resmen felç olmuşlardı hatta birisi altına kaçırdı.Hiçbiri haraket edemiyordu.
Alucard ise pis gülüşüne devam ediyordu.
Sonra içlerinden bir tanesi cesaretini toplayıp "Atış yapın!" diye bağırmaya kalktı.Ama daha "At-" diyebilmişti ki Saito elindeki kasedeki kaynar suyu adamın yüzüne döktü.Adam çığlık atarak bağırırken saito kaseyi adamın kafasında kırdı ve adamı yere düşürdü.
Onun kafasına basarak sıçradı ve sırayla herkese birer vuruş yaptı.
Zaten guard diye birşeyleri olmayan ve panik yüzünden reflekslerini kaybetmiş adamlar tek tek sinir sistemlerini kaybederek öldüler.
Dışarıdaki halk olayı izlemeye bile kalkışamamışlardı.Sadece mıhlanıp olaya bakar tiplerle "kilitlenmişlerdi".Destek mi verseler,acaba bize de saldırırmı diye düşünseler karar verememişlerdi.Sadece bakıyorlardı.
Alucard tekrar doğruldu ve "Otlarıma yazık oldu" diyerek içeriye girmeye niyetlendi ki Kafasında fötr şapka bulunan ince uzun,belinde epe taşıyan yakışıklı bir adam yaklaştı.
Etraftaki halk korkuyla "Delici!" "Delici!" diye bağırmaya başladı.Ve kaçıştılar.
Çok meraklı olanlar ise yakında bir yerlerde siper aldılar ve olayı izlemeye koyuldular.
"BElliki bir kaç numara öğrenmişsin keşiş bozuntusu" diye fötr şapkasını kaldırıp bakmaya zahmet etmeden konuştu adam.
Daha sonra kafasını kaldırdı ve "Ama bu şovun buraya kadarmış.Loncamı yokettin.Ve tekrar kurma hayallerimi mahvettin.şimdi baştan başlamam gerekecek.Tabi seni öldürdükten sonra!"
Ve büyük bir yetenek ve hızla epesini belinden çekti.
Halk emindi...Saito delik deşik edilecekti...Ve halk bunu izlemeliydi...
Saito sakince guardını yukarı kaldırdı.
Adam kılıcını kulanarak gerçekten çok büyük bir yetenek ve çok büyük bir hızla bir delme hamlesi yaptı.
Bütün izleyenlerden korku içinde bir inilti geldi.Saitonun sonu gelmişti...belli ki Saitoyu daha tanımıyorlardı.
Saito sakince -ki saitonun bu sakince hamlesi adamınkinden 2 kat daha hızlıydı- adamın kılıç tutan tarafından yana doğru kaydı ve adamın gelmesine izin verdi.
Kılıcın hedefini bulamaması nedeniyle adam kontrolsüz bir şekilde ama toparlanmak üzere ileri devam etti.Tabi Saito buna izin verecek kadar yeteneksiz bir keşiş olsaydı.
Saito bir eliyle adamın bileğinden yakaladı ve bileğini çevirerek adamın kılıcını düşürmesini sağladı.Tabiki hala adamın bileğini bırakmamıştı.Öbür eliyle ise dirseğine bastırdı.Adamın geliş hızı ve kuvvetinden yararlanarak adamı dairesel bir şekilde giderek yere yatırarak kendi ekseni etrafında döndü ve adamı çevirerek sonunda yere yatmasını sağladı.Tabiki adamın kolu hala dirseğinden ve elinden olmak üzere Saitonun elindeydi.
Ve yerdeki kolunu kaptırmış adama doğru vücudunun ağırlığını vermeye başladı Saito.Bunu yaparken pis pis sırıtmaya devam ediyordu.Suçluyu cezalandırmak.Bu ona -çok sevdiği demlenebilen otları ve sake dışında- en çok zevk veren şeydi.
Adamın önce bileği kırıldı.Daha sonra dirseği.Sonra yavaş yavaş kaburgaları kırılmaya başladı.En sonunda kol hizasındaki omuriliği kırıldı adamın.
Saitonun tek yaptığı ise yerde yatan adamın yakaladığı ve kıvırdığı koluna vücut ağırlığını vermekti.
Saito adamın kolunu bıraktı.Zira omuriliğinin kırılması nedeniyle adamın alttaki iç organlarının çoğu çalışmıyordu artık.Ya sakat yaçayacak yada burada ölecekti.İkiside tatmin edici bir cezaydı Saito için.
Delici diye anılan adam bir kaç kez titredi ,nefes almaya çalıştı ve bayıldı.Belkide ölmüştü.Ama bu Saito'nun umrunda olmayan birşeydi.
Bütün halk şok olmuştu.2-3 saniye bir durgunluktan sonra etraftaki herkes siperlerinden çıktı ve heyecan içerisinde bağırmaya ve sevinç çığlıkları atmaya başladılar.
Gaddar "Delici" ölmüştü!
Ama sonuçta ortada 1 -hatta 6 - cinayet vardı ve bu şehirde bir suçtu.
Hemen oradan 2 tane guard çıktı -ki bu guardlar baştan beri olayı izleyenlerdendi ama şok oldukları için olaya müdahele edememişlerdi bile- ve saitonun iki kolundan tuttular ve onu zindana götürmeye geldiklerini söylediler.
Saito karşı koymadı.Yargılanmayı kabul ediyordu.Ama kesinlikle bu kural -suçlunun gerektiğinde elit bir vatandaş tarafından cezalandırılamaması kuralı- yanlıştı ve yargı önünde buna karşı çıkacaktı.Hatta gerekirse oradan zorla ayrılacaktı çünkü bu adil değildi.Onlar halk için zararlıydı ve ortadan kaldırılmışlardı.Bu nasıl bir suç olabilirdi ki!?
Ama oradan daha rütbeli olduğu belli olan başka bir guard çıktı.Etrafı iyice süzdü ve "bırakın onu" manasında ellerini salladı.Guardlar da hiç itiraz etmedi.Onlar zaten şu anda büyük ihtimalle keşiş tarafından öldüreceklerini veya felç edileceklerini düşünüyorlardı.Büyük bir rahatlamayla onu bıraktılar.Yeni gelende hariç hiç bir guard konuşmadı.
Öbür gelen guard bir el işareti daha yaptı ve diğer iki guard cesetleri toplamaya başladı.
Yeni gelen guard Saitoya dikkatlice baktı ve daha sonrasında kafasını yana çevirerek oradan uzaklaştı.
Saito bundaki manayı biliyordu.Bu "ben bir şey görmedim" yada başka bir deyişle "burada bir suç işlenmedi" demekti.
Saito için rutin bir oalydı bu.Hiç bir şey olmamışçasına hana geri döndü.
Herkes şaşkınlıkla Saitoya bakıyordu.
"Bir kase daha kaynar su rica ediyorum sizden sayın hancı" dedi az önceki masasına oturdu.
hancı bir an şaşkınlık ve kilitlenmişlik içinde Saitoya baktı.Ve daha sonra hemen aptallığını anladı ve "t-ta-tabi efendim" diyerek ve artık gülmeye başlayarak yeni bir kase kaynar su hazırladı.
|
|
21-10-2005 04:37
|
bu konu altinda mesaj atmak icin kayit veya login(yandan) olman lazim.
|
|
|
"Ne oluyor orada, bu seslerde ne?" Bana cevap vermiyor sadece izliyor. Boynundan tutup bir kenara fırlatıyorum benimle ilgilenmeyi öğrenmeli, yaklaşıyorum ortada atletik vücutlu bir adam oldukçada genç imkansız bir hareketle birisini öldürüyor.??? Birisimi yerde 4 kişi daha var. Buda kim? Izliyorum...
Birisi daha geliyor tam bir şaklabana benziyor herkes bağırıyor bir ağızdan, ne dediklerinin önemi yok ve dövüşten korkularına saklanıyorlar. Dövüş beklediğimdende kısa sürüyor adamın omuriliğini parçaladığı anda bırakır diye bekliyorum ama bırakmıyor. Ayağa mı kalkacak sanki adam ama düşündüğüm zaman bir keşiş sadece yeterli cezayı verdiğini düşündüğü anda bırakır.
İzlemeye gerek yok dövüş bitti artık faztezi başladı. Gücü ve yöntemleri olan kişileri takdir ederim tabi bana bulaşmadıkları sürece. Arkasından geçip hana giriyorum, çok daha güzel ve sıcak bir han. Kapının önüne yığılmış herkes vekeşişin her hamlesinde çıkattığı seslerde onlarda sanki kendileriymiş dayak yiyen gibi yüzlerini buruşturuyorlar, yerlerinde titriyorlardı.
İçerisi sıcacık yamurda dinmiş durumda "bana bir şişe rom getir" diye bağırıyorum vücudunua bana çeviren hancı başını çevirmekte yavaş kalıyor.
Tekrarlıyorum "bana bir şişe rom getir hancı ve çabuk ol benimle konusurken ve bana hizmet ederken yüzüme bak yoksa kafanı kopartırım" sesim gitttikçe daha tehditkar hale geliyor, hancı beklemediği tepki karşısında beni şöyle bir süzüyor. Korkuyor bunu hissedebiliyorum o bana rom getirirken keşiş giriyor o da sıcak su istiyor kan içindeki ellerini siliyor bir yandanda...
Henüz bir çocuk şehir polisinden nasıl kurtuldu acaba diye düşünüyorum onlar güçten en çok korkanlardır cevabı aslında en uygun cevap bence. Üstün dövüş teknikleri ilgimi çekti herkes gibi çocuğu seyrediyorum sadece önüne bakıyor ona baktığımı farkediyor bir süre sonra gözlerini attığı yumruklardan daha hızlı bana çeviriyor, kaçırmıyorum gözlerimi tekrar önüne dönüyor bu bakışların az önceki gösterisine hayran olanlardan birisine ait olduğunu düşünerek.
Kahretsin buda ne!!!
Masamın üzerine döküyor bütün işedeki romu gerizekalı hancı.
Karının yakalıyorum doğruca yüzüme bakıyor. Cesareti yok ölümüne korkuyor. Acı çekmeye başlıyor ince bir inilti duyuyorum sadece ondan...
Acımak!, benden ne kadarda uzak! gülümsüyorum, karnını bırakıyorum tam dizleri üzerine çökecekken boğazından yakalayıp arkadaki bize uzak kalan duvara fırlatıyorum duvara çarpıp yere düşüyor ağzı burnu kan içinde herkes yardım etmek ve etmemek arasında tereddütte sadece aynı zamanda bana küfretmeyede cesaret edebilen kadın ona yardım ediyor. Küfrederken bana dönüyor ve yüzüme bakıyor kadıncağız. Başka bir masaya oturuyorum hiç kimse umurumda bile değil...
"Bana onbeş saniye içinde bir şişe rom getirmezsen o dikkatsiz hancıya işini kurallarına göre yapmayı, yapamıyorsa bu işi bırakmayı kendi dilimde anlatırım"sesim ince ve etkiliyici bir tondan korkutucu şiddet ve tınıya geliyor.
"Bana bir şişe rom getir çabuk"
Kadın ölmediği anam anam diye bağıramasında belli olan adamı diğer ilgilenmeye başlayan müşterilere bırakıp ağlayarak bana bir şişe rom getiriyor.
Bardak yok bu seferde!, en son zaman bardaksız rom içmiştin Maximo gülüp kafama dikiyorum.
Bu seferde bir şehir polisi subayı başıma dikilmiş,
"sen misin yaşlı Garl'ı bu hale getiren" bana sanki sinirlenmiş bu subay...
"oturun lütfen subayım" oturuyor onada bitane bira getiriyor
kadın
"Kendini bişey mi zannediyosun sen burada herkes eşittir üstüne biraz rom döktü diye kimse diğerini öldüremez" subayın siniri gözlerinden belli oluyor.
Cebimden Vezrhan impartorluk nişanını çıkartıp masaya koyuyorum. Üzerindeki işarette benim general rütbesine sahip bay Maximo olduğum yazılı, istese kendini beyliklerinin sadece bir günde bir tarafından girip öbür tarafından çıkabilecek bir imparatorluğun generaline ettiği sözler karşısında ayağa kalkıyor ve özür dileyerek miğferini göğsüne koyuyor.
Sonra Maximo ismini hatırlıyor,onun yaptıklarını, öldürdüğü kişileri efsanevi maximo karşısında oturuyor. Beti benzi atıyor, ağlamaklı oluyor.
"Affedin beni ve bu hancıyı efendim" doğruca gözlerime bakmaya cesaret ediyor derhal karşılık veriyorum bakışlarımla, gözlerini yere çeviriyor. Çenemle git manasında bir işaret yapıyorum gidiyor.
İçeri birisi giriyor "güneydeki hanlardan birisinde bir katliam olmuş efendim" diye feryat ediyor
Benden aldığı izin ve bu haber sebebiyle koşarak handan ayrılıyor. Burada olduğumun duyulması bi kaç güne kadar buradan ayrılmamı gerektiriyor.
Bi yudum daha rom alıyorum nişanı cebime geri koyduktan sonra...
|
|
22-10-2005 21:28
|
bu konu altinda mesaj atmak icin kayit veya login(yandan) olman lazim.
|
|
|
Şehirdeki büyük bir sorunu hallettiğinden emindi Saito.
Ve artık rahatlamak ve otlarından demlediği içeceğini içmek istiyordu.
Ama daha sonra bir olay patlak verdi.
Güçlü ve tecrübeli olduğu belli olan bir adam ona rom getirirken yanlışlıkla romu döktüğü için neredeyse öldürülecekti.
Hakettiği kişinin cezasını vermek Saito için bir görev ve daha ötesinde bir zevkti.Ama bu adamın yaptığı direk zorbalıktı.Kuralları kötüye kullanmaktı.
"Ama sonuçta durup dururken bir cinayet işlemedi" diye düşündü Saito.Olaylar kaotik bir durum almadığı sürece gerisi Saito'nun umrunda değildi.İyilik ve kötülük yin ve yang'tı.İkiside birbirini doğurur ve ikiside bir düzen içinde yaşardı.
Onun için tek önemli şey disiplin ve düzendi.
Yinede kural anlayışının yanlış olduğunu düşünmeden edemedi Saito.Ve adamı uyarmak için tam ayağa kalkıyordu ki içeri bir guard girdi ve onunla konuşmaya başladı.
"Neyse adam gerekli uyarıyı yapıyor" diye düşünürken guardın birden ellerinin dolandığını ve af dileyerek oradan ayırldığını şaşkınlıkla izledi saito.
Bu adamı suçlayamıyordu Saito.Ama onda yanlış bir şeyler -en azından normal insanlar için hoşlanılmayacak birşeyler- olduğunu seziyordu.
Adama iyice odaklandı ve ruhunun derinliklerini görebilmek için gözlerine dikkatlice baktı.
Adam bunu hemen yakaladı ve onu korkutmak istercesine onun bakışlarına karşılık verdi.Ama bu saitonun umrunda değildi.Onun bakış nedeni farklıydı.
Ve karar verdi.Bu adamın içinde iyilik veya merhamet yoktu.Disiplin görmüştü fakat iyiliğe dair hiç bir şey yoktu.
Hiç bir korku veya çekinme izi göstermeden uzun süre adama bakmıştı.-zira o bu bakışları çok görmüştü.O bakışlardan korkmayacak kadar insan görmüş ve insanın ruhsal yapısı hakkında fikirler edinmişti.O baktığı herşeyden,kendisine tehditkar şekilde bakan bir adamdan bile felsefi öğeler çıkartıyordu.- Tabi amacı tehdit veya başka bir şey değil adamın karakterini çözebilmekti.
Ama karşısındaki adam kendisi değildi ve onun bakışları hiçte felsefi bir anlam taşımıyordu.
BElli ki bu bakışlar adamın pekte hoşuna gitmemişti...
****Iceva adamının ben ona bakınca bana tehditkar şekilde karşılık vereceğini düşünerek yazdım.Bunu önceki yazılarına dayanarak yaptım tabi.Eğer öyle düşünmüyorsan yazımı editleyebilirim.****
|
|
22-10-2005 22:26
|
bu konu altinda mesaj atmak icin kayit veya login(yandan) olman lazim.
|
|
|
Bana karşı koyuyor bakışlarımla sanki kendini geliştiriyor az önce fiziksel olarak yaptığı dövüşü şimdi benimle zihinsel olarak yapıyordu. Ölümcül bakışlarıma bu kadar dayanmasına alışık değilim herhangi birisinin, derhal ayağa kalkıp öldürmek istiyorum fakat çabuk bastırıyorum bu hırsımı...
İçindeki parçalama istediğini gözleriyle monka belli ediyorum ama korkutamamıştım onu. Eski birisi geldi aklına eski bir dost, o da bir keşişti. Ölümden ve başka şeylerden asla kormazdı, ama ölmüştü. Aklımdan çıkarmak istiyorum ama bi kere anılar canlanmıştı, elimdeki bardak kırılana kadar hayal aleminde eski günleri düşünüyorum.
Aniden kapıdan bikaç asker girdiler nöbetçi olmadıkları belliydi gözleri uykuluydu yani uyandırılmışlardı, olağan üstü birşeyler vardı. Herkes onlara döndü. Bi tanesi elindeki rulo yapılmış parşömeni açtı ve okumaya başladı.
"Kral şehirde olağan üstü hal ilan etmiştir. Beriva devleti tarafından üzerimize yollanan ordu geçte olsa farkedilmiş ve gerekli çözümlerin alınması için hazırlıklar başlamıştır.
Herkes evlerine gidecek ve savaş yeteneği olanlar orduya katılacaktır, tabi silahlarınıda yanında getirmeside çok önemlidir. Ayrıca şehirin kapıları olağanüstü hal bitene kadar gene olağan üstü bir hal oluşmadığı takdirde girişe ve çıkışa kapatılmıştır.
Kral IV.Allen"
Umursamıyorum bunu ona nasılsa kimse bana bişey yapamaz, aptalca siyasetleri bana karşı işe yaramaz...
Keşişte ilgiyle dinledi haberi sonra tekrar kendisine dönmüş olan savaşçını eliyle onu masasına davet edip arkasını döndüğünü gördü...
|
|
24-10-2005 12:01
|
bu konu altinda mesaj atmak icin kayit veya login(yandan) olman lazim.
|
|
|
İlanı duydu Saito.Onu ilgilendiren bir şey yoktu.Savaştı bu.Herkes gerekli nedenler için savaşabilirdi.
Bu şehirde çıkan savaş onu bir zerre kadar ilgilendirmiyordu.Ve savaşabilecek herkes orduya çağırılıyordu.Buda onun umrunda değildi.Şehre yeni gelmişti ve bir duygusal bağ yoktu ortada, bundan daha da önemlisi şehrin haklı öbür tarafın ise haksız bir şekilde savaşa girdiğine dair o anda bir bilgi yoktu Saito'nun elinde.
"Umarım beni zorla orduya sokmaya çalışmazlar" diye iç geçirdi "Zira bu onların yakında girecekleri savaşa askerlerinden bayağı bir çoğunu çoktan kaybetmiş olarak başlayacakları demek olur".
Ama yinede savaş hakkında bilgi almalıyım diye düşündü.Belki de bu savaşın ona müdahale etmemi gereken bazı sebepleri olabilirdi.
Daha sonra önünde oturan somurtkan savaşçının kendisini masasına çağırdığını gördü.
Bir başkası çağırsa gitmek yada gitmemek arasında karar vermek için biraz düşünmesi gerekirdi ama o bu savaşçının şu ana kadar gördüklerinden farklı olduğuna kanaat getirdi.Bu ona hayat hakkında yeni tecrübeler ve bilgiler sağlayabilirdi.
Kasesindeki içeceği -hala kaynar olmasına rağmen- hiç tadını çıkarmadan direk kafaya dikti ve adamın masasına doğru yürüdü.
Arkasını dönerek oturan adama:
"Senin gibi prensipleri olan bir adamın -her ne kadar kara bir kalbide olsa- birisini çağırdıktan sonra arkasını dönmesi görgü kurallarına aykırı ve biraz da saygısızca değilmi" diye sorarak kollarını birleştirdi Saito ayakta adamın dibinde dururken.
|
|
24-10-2005 12:24
|
bu konu altinda mesaj atmak icin kayit veya login(yandan) olman lazim.
|
|
|
Sürekli suratım asık, kurduğu cümleler beynimi bulandırıyor. Nezaket! ne demekti bu. tabi ya nezaket. Hala bekliyor sanırım açıklama yapmam gerekiyor...
"Saçmalamayı keste masaya otur. Buradakilerin çoğu seviyesiz insanlar seninde sezdiğin gibi değer bakımından belki benim gibi düşünmüyosun ama bunların hepsi şu ikisi savaşsa birbirini kırsada bizde seyretsek diye hesap yapan zevk düşkünü alçaklar. Bu şartlar altında istediğin en son şey onlara kendi istedikleri gibi bir gösteri yapmak, eğer bir gösteri yapmam gerekirse bu onardan birisinin üzerinde olur" Hala keşişe bakmıyordu...
"Buraya bi tanede o çaydan getir" biraz duraksadı "hani şu yeşil olandan" hancı kadına seslenmişti.
|
|
24-10-2005 12:42
|
bu konu altinda mesaj atmak icin kayit veya login(yandan) olman lazim.
|
|
|
Sitede ya?lanma fakt?rleri:
|
Forum yaz?s?: 1 dr ya?
Forum ba?l?k: 2 dr ya?
Yaz?: 10 dr ya?
Sonsuz Yolculuk: 15 dr ya?
Davet: 25 dr ya?
DR Quiz 1 y?ld?z: 5 dr ya?
DR Quiz 2 y?ld?z: 10 dr ya?
DR Quiz 3 y?ld?z: 20 dr ya?
DR Quiz 4 y?ld?z: 30 dr ya?
DR Quiz 5 y?ld?z: 50 dr ya?
|
|